Ana sayfa » Basın Tarihi » Duayen İsimler » Kültür Tarihimizin Bilinmeyen Kahramanlarından; Kitabi Hamdi Efendi

Kültür Tarihimizin Bilinmeyen Kahramanlarından; Kitabi Hamdi Efendi

Tarihin sararmış sayfaları arasında gezinip, siyah-beyaz fotoğraflarına bakınırken, bir yerlerde karizmatik bir isme sahip orijinal bir kişiliğe rastladık.

Belki de pek çok Trabzonlunun bilmediği ‘Kitabi Hamdi Efendi’den bahsediyoruz. 1948 yılında hayata gözlerini yumduğunda, geride 51 yayın, kartpostal ve fotokart, harita ve gazeteyi miras bırakmış; isminden de anlaşılacağı üzere, bir yayıncıydı Hamdi Efendi. İstanbul’la Trabzon arasında bir köprü vazifesi görerek, yaşadığı coğrafyada ilmin yayılmasına vesile olmuş, her şeyin ötesinde yeni bir nesli okuma zevkiyle tanıştırmış entelektüel bir zatı anlatacağız bu satırlarda.

Kitabi Hamdi Efendi’yi tanımamızda bize yardımcı olan kişi Murat Başman’dı. Büyük dedesi olan Kitabi Hamdi’nin vefatından çok sonra, onun selamlık odasında, dört duvarı kitaplarla dolu olan, ilim sohbetlerinin doldurduğu tarihi mirası teneffüs ederek oyunlar oyna yan bir çocukluk geçirmiş. Mesleği avukatlık olan fakat DNA kabiliyetinden dolayı kağıdın kokusuna muhtaç bir insan görüntüsü çiziyor. Murat Başman, Trabzon’un sosyal ve kültürel hayatını ayrıntılı bir bakışla anlattığı bir de kitap yazmış; “Kentin odağında bir uzunsokak” ismiyle … Trabzon’un yirmi iki edebiyatçı yazarı tarafından yirmi iki semti kaleme alınmış. İşte bu mini eser de bu dizinin bir parçası. Kitapta “Uzunsokak’ta bir kültür ailesi” başlığına geldiğimizde, Murat Başman’ın az önce bahsettiğimiz o çocukluk zamanlarıyla beraber Kitabi Hamdi Efendi’yi de tanımaya başlıyoruz.

“Ben misket oynamayı bilmem, babamın mağazasında gözümüzü açtık, hayatımız kağıtla geçti, bilgisayar falan hikaye, koklayacaksın kağıdı” diyor Murat Başman.

 

Trabzon’un merkezinde büyük bir bahçe içindeki aile evinin beşinci nesliydim diyerek söze giriyor Başman: Konak Camisi Çıkmazındaki son görkemli ağaç kapı, bu evin bahçe kapısıydı. Bu avludan girildiğinde taş avlunun öteki ucunda, o yıllarda zorunlulukmuş neredeyse diye Başman’ın tarif ettiği, şehrin ileri gelenlerinin evlerinde bulunan selamlık odasında Kitabi Hamdi Efendi arkadaşlarıyla toplanıp sohbet edermiş: “Bizim çocukluk yıllarımızda oda kısmen yıkılmış; dört tarafı kitaplıkla ve bunları dolduran kitaplarla kaplı, ilgisizliğe terk edilmiş bir halde duruyordu. O oda bizim gibi çocuklar için bulunmaz bir oyun ortamıydı. Odada, kitaplar dışında en çok ilgimizi çeken şeyler; camdan yapılmış filmler, kurşun baskı klişeleri, dekoratif resim çerçeveleri o yıllarda komik bulduğumuz garip giyimli adam resimleri ve daha neler neler…”

“Trabzon’da şimdi idare mahkemesi olarak kullanılan bir yer var. Rus işgalinden sonra tekrar dönülünce açılan dükkan diye orayı biliyoruz. Bütün büyük aileler Rus işgali nedeniyle Trabzon’dan ayrılmış ve İstanbul’a gelmişler”

– Babanızın dedesi Kitabi Hamdi Efendi bir kere başından söyleyelim- çok kariz- matik bir isme sahip. Bu karizmatik ismin hikayesi nasıl başlıyor?

MURAT BAŞMAN: Kitabi Hamdi Efendi’nin doğumu tahmini 1862 olarak hesaplanıyor. 23 yaşlarında, iyi bir eğitim almış, bir mantık hocasından. Onun da Arapça bir kitabı varmış büyük dedemin bastırmak istediği… ‘Tercüme eder misiniz’ diye hocasına teklifte bulunuyor. O da kabul ediyor. Kitabi Hamdi Efendi de bu eseri bastırıyor. İşte tahmini 1884-1885 yıllarında ilk yayıncılığı bu eserle başlıyor. Uzun Sokak’ta tütün kıyıp satma yeri var. Bir kısmını sahaf gibi bir kitapçı dükkanı yapıyor. Ondan sonra İstanbul’a gelip kitaplar alıyor. Trabzon’a döndüğünde bu kitapları kiraya veriyor. Zaman geçtikçe daha ciddi dükkanlar açıyor. Trabzon’da şimdi İdare Mahkemesi olarak kullanılan bir bina var. Rus işgalinden sonra tekrar dönülünce açılan dükkan diye orayı biliyoruz. Bütün büyük aileler Rus işgali nedeniyle Trabzon’dan ayrılmış. İstanbul’a gelmişler, Beşiktaş’da yine kitapçı, kırtasiye tarzı dükkan açmışlar. Öncelikle kağıtla, dökümanla uğraştıkları için önemli bilgiler bu güne kadar gelebilmiş. Bunları büyüklerimiz toplamışlar sağolsunlar. Ayrıca elimizde çok büyük bir şecere var. Herkesin doğumu, ölümü, mezarının yeri, çocukları; hepsinin çok ciddi olarak kaydı tutulmuş. 1668’e kadar geriye doğru 11 nesil sayabiliyoruz. İsmail Efendi diye bilinen ilk dedemiz Trabzon’da Konak Camii İmamı, halen Konak Camii, yerinde taş bir yapı olarak duruyor. Bizim evimiz de o aradaydı, Konak Camii çıkmazında… Şimdi gidip kazsam, altından neler çıkar. Çocukluğum o evde geçti.

Bastırdığı kitaplar da yayınevi mantığıyla bir ismi var mıydı?

MURAT BAŞMAN: Dükkanda satılan ya da bastırdığı kitapların üzerinde Kitabi Hamdi Efendi kaşesi yer alıyor.

Kitabi Hamdi Efendi bir yayınevi zihniyetiyle, tercümeyle başlıyor işe…

MURAT BAŞMAN: Evet, yayıncılığa tercümeyle başlıyor ve sonra arkadaşlarının, dostlarının tavsiyelerine uyarak İstanbul’ a giderek kitapları toplayıp getiriyor, kiraya veriyor. Zamanla bakıyor ki Trabzon’da eksiklikler var. İlkokul kitaplarıydı, din kitaplarıydı… Bu sefer onları bastırmaya başlıyor. Zaman geçiyor, kağıdı Belçika’dan ithal edip Trabzon’da kitap bastırıyor. Daha sonra Trabzon kartpostallarını Paris’te bastırıyor.

İlk olarak kaç yılında yurtdışından kağıt getirtiyor?

MURAT BAŞMAN: 1900’lü yılların başlarında, Osmanlı zamanında, Paris’te basılıyor bu kartpostallar.

Bu işi yapan tek adam değil mi?

MURAT BAŞMAN: O yıllarda evet. Ondan evvel sahaflar vardı ama yayıncılık anlamında ilk olarak Kitabi Hamdi Efendi’dir.

Peki dükkanında nasıl bir ortam vardı?

MURAT BAŞMAN: Kitabi Hamdi Efendi’nin dükkanı, devrin aydın insanlarının buluşma noktası gibiydi. Bizim bilmediğimiz tanımadığımız insanlar… O insanların isimleriyle ilgili İhsan Hamamioğlu’nun kitabından geniş bir bilgi var.

Albümünüzde yer alan Kitabi Naime Başman katviziti kime ait?

MURAT BAŞMAN: Babaanneme ait. O zamanlar Trabzon hanımefendilerinin kartvizitleri varmış, yani 100 yıl önceki Trabzon’la şimdi ki farklı tabi…

Başman soyadım nasıl aldınız?

MURAT BAŞMAN: Soyadı kanunundan sonra özellikle aile seçerek almış, ‘baş adam’ anlamında…

Harf devriminden sonra Kitabi Hamdi Efendi neler yaşamış?

MURAT BAŞMAN: Kitabi Hamdi Efendi bir yayıncı olarak iki defa sarsıntı geçiriyor. Birincisinde; Rus işgali gerçekleşiyor ve ağzına kadar dolu depoları bırakıp İstanbul’a gidip geri döndüklerinde depoların tamamının talan edilmiş, yakılmış olarak buluyorlar. Büyük bir ekonomik sarsıntı geçiriyor ama yılmıyor. Sonra yine depolar ağzına kadar doluyken harf inkılabı başlıyor, yine bütün kitaplar gidiyor… Dil inkılabı Kitabi Hamdi’yi vuruyor daha çok. Çekilip çocuklarına bırakarak İstanbul’a geliyor. Burada yaşıyor.

Kitabi Hamdi Efendi’nin fotoğrafına baktığınız zaman, hem Müslüman hem aydın birini görüyoruz. İşte ben bu fotoğrafa bayılıyorum. Benim en sevdiğim resim İbrahim Cudi Efendi ile birlikte olanıdır. Trabzon’un kültür hayatında İbrahim Cudi’nin eserleri önemlidir. Trabzon’un aydınlarından olan İbrahim Cudi’nin çoğu kitaplarını Kitabi Hamdi Efendi basmıştır. O zamanlar Trabzon’da yaşayanlar modern ama geleneklerine ve değerlerine bağlı insanlar. Yani bu dönemde ben tutucuyum diye bir muhafazakarlık terimini kabul etmiyorum. Kişi hem muhafazakar hem de modern bir insan olabilir; Kitabi Hamdi Efendi buna iyi bir örnektir.

Harf devrimi olmasaydı İstanbul’a gelmeyecek miydi Hamdi Efendi?

MURAT BAŞMAN: Harf devrimi onu tetikliyor, yılıyor, yorularak çocuklarına bırakıyor. Zaten bir kolumuz (babamın amcası ve onun oğulları) burada toptancılığa başlıyorlar. Kasımpaşa’da ataç, raptiye ürünleri üzerine bir fabrika kuruyorlar. Burada kırtasiye malzemesi üretiyorlar; dosya, sümen vb. gibi… Kitabi Hamdi Efendi’nin kardeşi de İstanbul ve Ankara itfaiyelerini kuruyor. Ailenin bir diğer üyesi Ali Şefik; Lozan heyetinde yer alan, o anlaşmada imzası olan milletvekillerinden biri.

-Siz de kağıdı çok seviyorsunuz ama yayıncı olmamışsınız, avukat olmuşsunuz…

MURAT BAŞMAN: Babamın zoruyla avukat olduk ama ben hala adliyeye gitmeyi sevmem, icra takibi yapmayı sevmem… Uzun yıllar ısınamadım mesleğime, beni kravatlı gören çok nadirdir, yani arada bir ticaret mahkemesine ya da ağır cezaya gidersem takarım kravatı.

Gençliğimde Orhan Peker’in renkli hayatına özenirdim. Aslında babam bana güzel sanatlara gireceğim diye çok da destek olmuştu, 1960’lı yıllarda tuval yapardı, ben resim yapardım. O resimler hala durur, ama kafasındaki asıl düşüncede hiçbir zaman benim gidip de güzel sanatlarda okumamı istemedi. Hala daha, geriye dönebilsek, güzel sanatlarda okumayı isterim.

Gazete arşivi yapmaya nasıl başladınız?

MURAT BAŞMAN: Kendi gazete arşivim Kitabi Hamdi Efendi’yle ilgili olmayan bir arşivdir. Kızım bana bir gün kağıdı sevdiğim için London News Gazetesi’nin, sahaflardan bir nüshasını satın almış, çerçeveletmiş getirmiş; ben o gün başladım eski tarihi gazeteleri toplamaya… 500 parça gazetem vardır.

Çoğu Osmanlıcadır. 7-8 sene evvel Trabzon Gazeteciler Cemiyetinin kuruluş yıldönümü vardı. O zaman Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu beni aradı sergi yapabilir miyiz dedi. Yaparız dedim, bunları sandıkladım… Hepsinin arkasına yazmışımdır ne olduğunu, aldım götürdüm tek başıma astım. Çerçeveli 100 parçadan fazla gazete vardı, mesela bunlardan bir karikatür dergisi ünlüdür; Çıngıraklı Tatar.

Genlerinizde mi var bu kağıt hastalığı?

MURAT BAŞMAN: Biz ailenin o ağırlığını hep taşıdık, mesela babamın halasının oğlu vardır ressam Orhan Peker. Cumhuriyet tarihinin en önemli ressamlarından biridir.

İlkokuldayken, ortaokuldayken, lisedeyken Orhan Peker’in yakınımız olduğunu bilen bütün resim hocaları bizimle resim ilişkisi kurmuştur. Çünkü hepimizin eli çok iyidir. Ben yazarım, çizerim, yontarım… Ağabeyim yine öyle; onunda eli çok iyidir. Anne tarafım da tesadüf böyledir; dayımın oğlu Newyork Times’in illüstratörü Kutlukhan Perker, çok ünlü bir çizerdir. Yine Yavuz Tanyeli var ressam… Fotoğraf sanatçısı Serdar Tanyeli, yönetmen Tayfun Pirselimoğlu, tasarımcı Prof. Dr. Önder Küçükerman ve en son kızım iç mimarlık okudu. Ailenin güzel sanatlar okuyan 8. üyesidir kızım…

Trabzon’a gidiyor musunuz, çocukluğunuzun geçtiği ev duruyor mu?

M. BAŞMAN: Gidiyorum, geçen Pazar oradaydım, ama o ev satıldı.

Albümünüzde kitapevinin fotoğrafını da gördük, şimdi yerinde ne var?

MURAT BAŞMAN: O bina duruyor, ben bir heves ettim acaba burayı müze yapabilir miyiz diye, çünkü bugün Trabzon’da yayın hayatına girdiğiniz anda bu resim mutlaka karşınıza çıkacaktır. Kitabi Hamdi Efendi onun karşısındaki binaları da zamanında satın almış, 1930’lardan sonra orayı kitapevi yapmış. Çok daha büyük şimdi Kristal Pasajı olan yer ve onun hikayesini de öğrendim Uzunsokak’ın en geniş yeridir orası… Kitabi Hamdi Efendi bir gün bu sokağın gelişeceğini düşünerek hiçbir zorunluluğu yokken yerini 3 metre geri çekerek yaptırıyor binayı ve o binalar Trabzon’da demir kullanılarak yapılmış ilk binalar. Demirin nasıl büküleceğini de bilmiyorlar, büyük körükler kurup, demirleri ısıtıp öyle eğiliyor. Kendi mülkü olan yere öyle geçiyor.

Bu yerle ilgili girişimleriniz oldu mu?

MURAT BAŞMAN: Yerle ilgili planımız şuydu; orası şuan da İdare Mahkemesi’nin duruşma salonu… Ancak Trabzon’a iyi bir adliye binası yapılıyor ve bittiğinde muhtemelen İdare Mahkemesi oraya geçecek… Başka bir yere tahsis edilmeden burayı alıp eski haline getirip, içeride de mesela bu tarihi kitaplar çoğaltılabilir. Orayı Trabzon’un tarihine ait argümanlarla dolu olan bir müzeye dönüştürebiliriz. Kitabi Hamdi Efendi’nin mumyasını da dikeceksin kapısının önüne, buyur edecek içeri…

Kitabi Hamdi Efendi, Anadolu’da yaşayan modern Müslüman bir aydın ya da entelektüel bir portre olarak karşımıza çıkıyor. ilim hayatında gördüğü eksiklikler, Anadolu’da açan bir ismin başına ‘Kitabi’ ön adını eklemiş.

İhsan Hamamioğlu tarafından 1947 yılında İstanbul’da kaleme alınan; “Trabzon’da İlk Kitapçı, Kitabi Hamdi Efendi ve Yayınları” isimli kitaptan alıntılanmıştır:

Trabzon’un basınıyla kültürüne yararlık gösterenlerin en önemlilerinden biri kitapçı Hamdi Efendi Başman’dır. Yeni eserlerin ilk kitabevini (1300-1885) Trabzon’un Uzun sokağında kendisi kurdu.

Hamdi Efendi; Trabzonlu İmamzade Rasim Efendinin oğludur. 1278 yılında Trabzon’un Kasımağa Mahallesinde doğdu ve Zeytinlik Sübyan mektebinde Hacı Şakirzade Hacı Hasan Efendiden okudu. Sonra 1295de girdiği Müftü Camii medresesinde müderris Semercizade Hacı Mehmet Efendiden mantığa kadar ders gördü. Hamdi Efendinin kitapçılığı şu olayla başlamıştı: Çünkü bu sırada medresenin en eski mollası olan Tarakçızade Zühtü Efendiden İsagocu okuyorlardı. Hamdi Efendi; bu kitabın Türkçeye çevrilmesiyle açıklanması dileğinde bulunmuştu. Zühtü Efendi de kitabı “Mürşidülmübtedi” adiyle ders ders tercüme ederek asılları açıkladı ve Hamdi Efendi, bu tercümeyi İsmail Hakkı Matbaasında bastırdı. (1300-1885). İşte Hamdi Başman’ın kitapçılıkta ilk başmanlığı…

Kendisi o sene Uzun sokakta küçük bir tütüncü dükkanı açmış, içinde kırtasiye ve hırdavat eşyası da satacak. Zaten babası Rasim Efendi, aynı tarihte yani bandrol usulünün kabulüne kadar bu sokaktaki dükkanında tütün kıyıp satardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz şimdi Hamdi Efendiyi dükkanına mal almak üzere İstanbulda görüyoruz. Bu sırada, dostlarından ve Adliye memurlarından Zehirzade Tahir Efendinin Trabzondaki tavsiyesini unutmuyor, Babıali kitapçıklarından, o zamanlar yeni basılan bazı eserler de alıp dönüyor, yeni kitapların başka mallardan çok sürümlü olduğunu görünce de siparişini çoğaltıyor. Tekrar İstanbula giderek kitapçılarla anlaşıyor, ve fennin yeni kitaplarını getirtiyor: Ahmet Mithatın, Muallim Nacinin, Sezaini, Şair Mehmet Celalin, daha tanınmış muharrir ve şairlerden şunun bunun fenne, romana, şiir ve edebiyata dair bir çok kitaplarını…

Sonra da küçük dükkanının camında şöyle bir yazı parlatıyor: “AYİNEİ EFKAR”.

Genişlettiği dükkanında kitaplarını dolap camekan, düzeniyle halka reklam yapıp yaymasını bilmiş. Hemşeri gençlerde yavaş yavaş kitap alıp okumak, evinde bir kütüphane edinmek hevesleri uyanmada. Bunlar arasında şimdi şu adlar sayılıyor: Hartamaszade Baki, Düyunu Umumiyede Başkatip Hüsnü, Ustazade Nazmi, Halil Nihat, daha sonra da ben.

Her birinin satış sayısı elliyi, altmışı bulan yeni kitaplar; eskilerin fiyatlarına göre biraz pahalı ama kağıtlar ile baskılarının güzelliği karşısında aradaki farkı arayan yok. Dükkanının yerini bu sefer batıya doğru değiştirip genişleten Hamdi Efendi, büyük romanları, geceliği yirmi paradan okumaya vermede.

308 tarihlerinde artmıya başlıyan iptidai mekteplerine gerekli kitapları da bastırmaya başlamış. Sonra çıktığı gündenberi de İkdam gazetesini toptan getirtip bazı kıraathanelere ve bazı okuyuculara aylığı on beş kuruştan dağıtmada.

Ya İstanbuldan gelen resimler… Hele bunlar arasında altına ”Asakiri nüsret measiri Osmaniyenin bir Yunan istihkamına hücumu” yazılı renkli bir tablo vardı ki; çok zamanlar evimizde asılı dururdu. Süvari, piyade şanlı askerlerin; kılıçlar, süngüler, tüfekler arasında kahramanca jestlerile ne de korkunç halde göze çarpan bir tabloydu bu… Sonra Masadoni vapurunun batırıldığını gösteren resmin altına konuşma yollu yazılan mısralar ve daha neler de neler…

İşte Hamdi Efendi; bu tarihten ve bu sürümden sonra, daha çok kitap ve gazete getirtti. Satıp dağıtmıya başladı. Dükkanını da yine Uzun sokağın doğusunda büyücek bir mağazaya kaldırdı. Burası dükkanın üçüncü yeriydi. Önce ”Asarı Cedide Kütüphanesi” adını vermişti, sonradan bunu “Kütüphanei Hamdi” ye çevirdi. Şimdi medrese kitaplarile birlikte halk kitapları da getirtmişti. ”Ayinei Efkar” adiyle ikinci yere naklinden beri kütüphaneden her çeşit kitap satın alır ve aldırırdım: İlk aldıklarım Maarif ve Hazinei Fünun mecmualarının kolleksiyonları, Ebüzziya yayınları, Şair Mehmet Celalin, Doktor Besim Ömerin eserleri gibi şeylerdi. O vaktin bazı kitapları, baskı bakımından da zevk vercek kadar güzel görünürdü bana… Hatta çok sevdiğim kağıt kokusu bile başkaydı diyeceğim geliyor. Sonra Hamdi Efendi, kitaplarını; çerçeveleri koyu krem renkli küçük dolaplarla camekanlarda ne güzel düzenlenmişti. Dükkanın içi de tertemiz ve derli topluydu. Burada uzun bir hasır kanapenin üstünde adı geçen hemşerilerle bazan fazıl ve şair İbrahim Cudi, Hatipzade Emin ve Arnavutzade Ahmet Efendiler gibi tanınmış simalarla çok faydalı sohbetlerimiz olurdu.

Dükkanının yerini bu sefer batıya doğru değiştirip genişleten Hamdi Efendi, büyük romanları. geceliği yirmi paradan okumaya vermede. 308 tarihlerinde artmıya başlıyan iptidai mekteplerine gerekli kitapları da bastırmaya başlamış. sonra çıktığı gündenberi de İkdam gazetesini toptan getirtip bazı kıraathanelere ve bazı okuyuculara aylığı on beş kuruştan dağıtmada.

O vakitler Maarif Nezaretinden kitap basımına izin almak güç bir işti. Bundan ötürü de az yayın yapılırdı. “Darüşşafaka” nın bazı ders kitaplarından başka mektep kitabı adına ortada az şey bulunurdu. Hürriyetin ilanı üzerine engeller azalıp yayınlar çoğalınca bunlara Trabzonca da lüzum görülmüştü. Hamdi Efendi; İbrahim Cudi Efendiye önce ” Teshilli Elifbayı yüz bin sayı ile dört baskısı resimsiz; beşincisi resimli olarak yapılmıştı, otuz paraya satılırdı. Resimlisi altmış para oldu ve Darülmuallimin muallimi Abdullah Vehbi Efendinin yazdığı ” Usulü İptidai” adlı küçük bir kitapla birlikte Trabzon Vilayetinden başka Şark vilayetlerine de dağıtılmıştı. Bunların uygun görülen usul ve tarifleri; ilk mektepler için yardımcı oldu idi. Böylece neşriyatını arttıran Hamdi Efendi, önce İstanbul’dan aldığı kağıdını sonraları Belçika’dan getirmeye başlamıştı. O vakit birinci hamur kağıdın kilosu bilir misiniz kaçaydı? Çok çok altmış paraya Trabzon’a mal olurdu. İşte Hamdi Efendi böyle çalışarak ayrı konularda ve -çoğu mekteplerde okunmak üzere ayrı matbaalarda elliden ziyade kitap yazdırıp bastırdı. Kendi de Kıraati Etfal, Kıraati İptidaiye, gibi kitaplar yazdı. Her birini kısaca bibliyografileriler gösterdiğim bu kitapların formasına yarımdan bir altına kadar yazma hakkı verirdi. Fakat bu hizmeti parasız yapanlar da vardı. Nasıl ki “Katip” adlı kitabım bu aradaydı. Vilayetin içinde, dışında rüştiyelerde okunurdu. O zaman Trabzon Valisi olan Süleyman Nazif Beyle, “Donanma Cemiyeti” nde reisliğim dolayısile de görüşürdük. Bir gün yine kütüphaneye uğramıştı. “Katip” in yeni basılan formalarını görünce, birazı eskiden yazılmış olan mektup örnekleri için şöyle demişti: “Bunlar yalnız kitabette değil muhabbette de birer nağme ve name.” Hamdi Efendi, “Islahhane Mektebi” menfaatine “Mukaddeme! Sohbet” adlı bir sigara kağıdı ruhsatı da almıştı. Her kutusunda bir kuruşunu bu mektebe vermek üzere vilayetin her tarafına gönderir, sattırırdı. Her iki yandan işi yolunda giderken Birinci Cihan Harbinde Ruslar Trabzon’a girince o da herkes gibi çıkmak zorunda kaldı. Vakfıkebir, Giresun, Samsun, Merzifon, Ankara diye yer yer dolaşıp İstanbul geldi ve Trabzon geri alınınca 1334 sonlarında memleketine döndü ama kütüphanesile, depolardaki kitaplarını ve ev eşyasını Rumlar tarafından yağmalanmış buldu. Pek az formaları kitap haline koyabilmişti. Şimdi bu zarar karşısında yine Uzun sokakta adliyenin taşındığı bina altındaki mağazayı kiralayarak yetişkin çocuklar ile birlikte Kitabi Hamdi ve Mahdumları firması altında çalışmaya başladı. Ancak 1928 harf değişimi üzerine elindeki on iki bin liralık mektep kitabını satıştan alıp depoya atmak zorunda kaldı. Bundan ötürü de kitapçılıktan ayrıldı. Ve ticaret evini; altıncı defa aynı firma ile caddenin karşısına, kendi yaptırdığı mağazalarına kaldırdı. Kırtasiye, fotoğraf aletleri ve benzeri şeyler satmak üzere oğullarına bırakıp işten çekildi.

Kitapçı Hamdi Başman çokça bastırıp ucuzca sattığı mektep kitapları, başka kitaplar ve gazeteler yardımı ile çocuklarımızı uyandırdı, çocuklarımızla beraber çoklarımızı da