Ana sayfa » Makale » SEBİLÜRREŞAD

SEBİLÜRREŞAD

Ağustos 1908’de yayın hayatına başlayan Sıratımüstakim/Sebilürreşad, Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesi, Birinci Cihan Savaşı, Milli Mücadele, Cumhuriyetin ilanı, devrimler, idamlar ve demokrasiye geçiş.. En çalkantılı dönemin tanığı idi.. İlkelerinden taviz vermemiş, ‘İslam ümmetinin sesi’ olmaya, özellikle İstiklal Harbinde millete ümit vermeye çalışmıştı.. Cephelerde Mehmetçiğe dağıtılan gazete, 1925’te ise Takrir-i Sükun’la 17 yaşında idam edilmişti.

Ne çileli yıllardı o yıllar…

Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekildiği, Balkan Harbi, Birinci Cihan Savaşı, Çanakkale, Milli Mücadele, Cumhuriyetin ilanı, devrimler, yasaklar, idamlar, ve demokrasiye geçiş.. En çalkantılı dönemin tanığı idi Sıratımüstakim/Sebilürreşad.. Tüm bu amansızlıklara rağmen ilkelerinden taviz vermemiş, ‘İslam ümmetinin sesi’ olmaya, en zor dönemde millete ümit vermeye çalışmıştı…

Dilerseniz sizleri 108 yıl öncesine götürelim ve henüz Osmanlı tarih sahnesinden çekilmeden, Sultan II. Abdülhamid Han tahtta iken, Sıratımüstakim/Sebilürreşad nasıl yola çıktı, hangi badireleri atlattı, birlikte bir yolculuk yapalım..

Aslında Osmanlı toplumunda gazete yeni sayılmazdı.. 1800’lü yıllardan itibaren irili ufaklı çeşitli gazeteler, mecmualar yayın hayatına başlamıştı.. Bu yayın organları daha çok Batı ekseninde yayın yapıyor, pozitivizmin rüzgarını Osmanlı toplumuna taşıyordu.. İlk gazeteyi çıkaranların Avrupa’da en çok uğradığı mekan ise pozitivizmin beşiği Paris’ti.. Osmanlı toplumunun, özellikle son asrında dini bir problem olarak gören batıcı aydın kesim zuhur etmiş, bu kesime göre geri kalmışlığımıza İslam sebep olmuştu.. Dolayısıyla Batı’yı yakalayabilmemiz için her yönüyle batılı olmamız savunuluyordu.. Elbette, tam aksini savunan, sorunun İslam’dan değil, İslam’ı terk eden Müslümanlardan kaynaklandığını düşününler de az değildi.. İşte Osmanlı aydınları gibi basın dünyası da bu tartışmalar eşiğinde girmişti 1900’lere.. II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) yarım gazete boyutunda haftalık çıkan en önemli gazetelerden biri ‘Sıratımüstakim’ olacaktı.. Ebül’ula Mardin (1881-1957) ile Eşref Edib Fergan (1883-1971) öncülüğünde çıkarılan gazete, ‘İttihad-ı İslam’ (İslam Birliği) düşüncesi ekseninde yayın yapacaktı. Sıratımüstakim, II. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra (10 Temmuz 1324/23 Temmuz 1908) 14 Ağustos 1908 Perşembe günü itibariyle İstanbul’da yayın hayatına başlamıştı. Gazetenin, Sahibi ve Mes’ul Müdürü Eşref Edib Fergan, Sermuharriri (Başyazarı) Mehmed Akif Ersoy’du.

Sıratımüstakim’in kimlik bilgileri şu şekilde belirtilmişti:

‘Müessesleri: Ebülulâ Zeynelâbidin- H. Eşref Edib’, ‘Mahalli İdare: Bâbıâlî Caddesinde dâire-i mahsûsadır’.

Abone şartları: ‘Dersaâdet’te (seneliği) 65, (altı aylığı) 35; Vilâyâtta (seneliği) 90, (altı aylığı) 50; Memâlik-i Ecnebiyede, (seneliği) 100, (altı aylığı) 55 kuruştur.’

Bab-ı Ali Caddesi’ndeki idarehanesinde hazırlanan gazetenin ilk baskıları ise Matbaa-ı Amire’de yapılacaktı. İlk sayısının başlığı altında, ‘Din, Felsefe, Edebiyat, Hukuk ve Ulumdan bahis Haftalık gazetedir.’ yazarken, ikinci sayısında ‘Gazetedir’ ifadesi kaldırılarak, yerine; ‘Risaledir’ denilmişti. 50. Sayıdan (19 Ağustos 1909) tarihinden itibaren logo altı yazı değiştirilerek, ilk defa ‘Siyasi’ olduğundan bahsedilmişti.

Gayesi; ‘Müslümanların sesi olmak’

Eşref Edib Fergan, Sıratımüstakim yoluna Sebilürreşad olarak devam edeceği 1912 yılının Mart ayında da şu ifadeleri yazacaktı:
“Geçenlerde taşradaki kariîn-ı kiramımıza (Aziz okuyucularımıza) beyannamede demiştik ki; ‘Sıratimüstakim’in neşrinden yegane maksad müslümanların intibahına, Müslümanların tealisine hizmettir. Onun için bu hususta, elden gelen fedakarlığın dirığ olunmayacağı tabiidir. Şu hakikatı bütün Müslümanların bilmesi lazımdır ki; risalemiz hiç bir fırkanın amaline, hiç bir cemiyetin efkarına hizmetkar değildir. O, yalnız bir Müslüman hükümetinden başka bir şey olmayan hükümet-i Osmaniyye’nin menafi’-i meşruasını müdafaa eder. (183. Sayı- c.8, No: 183- 8 Mart 1912)

Gazetenin yazı kuruluna göre basın; Müslüman toplumunun aynı anda vicdanı, öğretmeni, sözcüsü ve avukatı olmak zorundaydı. Her gün Batı övgüsüyle çıkan gazeteler ise Sebilürreşad’ın eleştirisine hedef oluyordu.

Edib Fergan Milli Mücadele yıllarında

İlk sayısı adeta yağmalandı

Gazete ilk sayıda büyük ilgi görmüştü; gazetenin sahibi Eşref Edib ilk günü şöyle anlatacaktı; “İlk nüsha çıkınca, Müvezzilerin, ‘Sıratımüstakim, Sıratımüstakim’ avazaleri ortalığı kapladı. 24 saat sürmedi on binlerce nüshası yağma oldu. Tekrar bastık, yine bitti. Arkasından ikinci nüsha yetişti. Memleketin her tarafından telgraflar yağmaya başladı. Matbaalar gece gündüz çalıştığı halde yetiştiremez oldular. Az zamanda, İşkodra’dan Bağdat’a ve Yemen’e kadar bütün memleket Sıratımüstakim’le doldu ve bütün İslam Dünyasına taşmaya başladı”

31 Mart 1909 Vakası (13 Nisan 1909) sırasında çıkan isyanda, asilerin hedefindeki adreslerden biri de çiçeği burnundaki Sıratımüstakim olmuştu. Gazete ilk darbeyi bu olayda yiyecek, dizilen yazıları isyancılar tarafından etrafa savrulacaktı. Sıratımüstakim bu olaydan dolayı 25 gün çıkamayacaktı. Sıratımüstakim, 31 Mart Vak’ası’nın görünüşte dini, ama hakikatte ise siyasi bir olay olduğunu yazdı.

27 Ağustos 1908 Perşembe günü (14 Ağustos 1924) yayın hayatına başlayan Sırat-ı Müstakim gazetesinin ilk sayısı

Sıratımüstakim’e ilk yasak

31 Mart faciasını; Arnavutluk İsyanı, Trablusgarp’ı İtalyan İstilası ve Eşref Edib’in ifadesiyle ‘En büyük facia Balkan Harbi’ izleyecekti. Sıratımüstakim’e ilk yasak ise Rusya’dan gelecekti. Rus Müslümanları arasında büyük ilgi gören gazete, dönemin Çarlık Rusyası tarafından sakıncalı görülerek yasaklanacaktı. Sıratımüstakim Mayıs 1911 yılında ise ilk ciddi sansürle karşılaşacaktı. Yayınlanan bir makalede, Mehmed Akif’in şiirlerinden örnekler verilirken, ‘İstibdad’ manzumesindeki “Şu korkuluk gibi dimdik duran herif mi Paşa!” mısrasıyla başlayan bölümde, “Evler yıkan bir istibdat paşası”nı tasvir eden kısım vardı. Bu mısralarla, Hareket Ordusu ile Örfi İdare Kumandanı ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’yı kastettiği zannedilince, gazete süresiz olarak kapatılmıştı. Gazete ancak, işin aslı anlaşılınca yeniden yayın hayatına başlayabilecekti.

Ve Sebîlürreşâd

Sıratımüstakim, yedinci cildi tamamlanınca Prof. Ebül’ula Mardin gazete yönetiminden ayrılmış, üniversiteye dönmüştü. Bu sırada Tâhir’ül Mevlevî’nin daha önce imtiyazını aldığı ancak neşrine başlamadığı bir gazete ismi vardı; Sebilürreşad..

Sebilürreşad ismi, Mehmed Akif’in Tahir Bey’den ricası üzerine Eşref Edib’e hediye edilecek, böylece uzun bir yolculuk da başlamış olacaktı. Sıratımüstakim gazetesi, 183. Sayısından itibaren yani 8 Mart 1912 tarihinden sonra artık Sebilürreşad’dı.

Bu yıllar Sebilürreşad için de sıkıntılı yıllardı. 4 Haziran 1914’te İttihat ve Terakki’nin gadrine uğrayacak, 299. sayısında, yine Mehmed Akif’in ‘Fatih Kürsüsü’ adlı eserinde yer alan “Bu kukla herif bir büyük seciyye taşır” diye başlayan 60 mısralık eseri, hükümetin tepkisini çekecek ve gazete kapatılacaktı. Bunun üzerine gazete, ‘Sebilünnecad’ adıyla okuyucuya ulaşacaktı. Gazete, yasağın kalkmasıyla 302. sayıdan itibaren hiç açıklama yapmadan yeniden Sebilürreşad adıyla yayınını sürdürmeye devam etti. Zaman zaman kağıt verilmeyen gazete, 1916 yılında yine 20 ay müddetle kapatılacaktı. Sebilürreşad, yayınına ancak Sultan Vahdettin’in cülus günü yani 4 Temmuz 1918 tarihinde 361. sayısıyla devam edebilecekti.

Cepheden cepheye koşan gazete

Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi’nin ardından İttihatçılar kaçmış, ardından İstanbul İşgal edilmişti.. İstanbul’da işgalden sonra kontrolün tamamen İngilizler’de olması hasebiyle gazete ciddi sansürlere maruz kalıyordu. İşgal Kuvvetleri Sansür Heyeti, gazetedeki pek çok haber ve makaleyi sıkı denetime almış, işlerine gelmeyeni çıkarıyordu. 1920 yılının başından itibaren Sebilürreşad Gazetesi’nin idarehanesi Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmiş olanlarla, İstanbul’daki yakınları arasında haberleşmenin merkezi de olmuştu. İstanbul’da Millet Meclisi’nin özel posta ofisi gibi çalışan gazete, halkı Milli Mücadele’ye teşviki ve Balıkesir Hitabesi’yle de Ankara’nın dikkatini çekmişti. Mustafa Kemal Sebilürreşad’ı Ankara’ya davet ediyordu. Zira Milli Mücadele için Sebilürreşad’ın yayınlarına büyük ihtiyaç vardı.

Mehmet Akif’in Kastamonu Nasrullah Camii’nde verdiği vaaza 11 sayfa ayıran Sebilürreşad bu sayısı cephelerde askerlere de dağıtılmıştı.

M.Kemal’e göre Sebilürreşad

Mehmed Akif ve Eşref Edib’in daha önce davet edildikleri Ankara’ya birlikte gelişleri ise Aralık ayı sonunda gerçekleşecekti.. Ankara’da İstasyondaki küçük bir odada Mehmed Akif ve Eşref Edib’le görüşen Mustafa Kemal, Sebilürreşad’dan övgüyle bahsedecek, dahası talepte bulunacaktı.

Mustafa Kemal şunları söylüyordu; “Sevr Antlaşması’nın memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekete neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine, Sebilürreşad’ın büyük hizmeti oldu. Her ikinize de bilhassa teşekkür ederim.” (Eşref Edib Milli Mücadele Yılları, s. 92,Beyan yayınları) Mustafa Kemal haksız da sayılmazdı. Örneğin Mehmed Akif Bey’in Kastamonu Nasrullah Camii’nde yaptığı vaazın yer aldığı Sebilürreşad gece gündüz vilayet matbaalarında basılmış, cephelerde askerlere dağıtılmıştı.

‘Kahraman’lıktan ‘hain’liğe doğru

Milli Mücadele bitmiş, Sebilürreşad da yeniden İstanbul’a taşınmıştır. Kasım 1922’de saltanat, 3 Mart 1924’te de hilafet kaldırılmış, medreselere kilit vurulmuş, Tevhid-i Tedrisat kabul edilmişti. 1925 yılından itibaren ise Türkiye’de bambaşka bir rüzgar esmekteydi. 4 Mart 1925’te çıkarılan Takrir-i Sükun Yasası, gazeteciler için adeta kabusa dönüşecekti.

Hükümet, Takrir-i Sükun Yasası’ nın hemen ardından, 5 Mart 1925’te 5 gazete ve 3 dergi hakkında kapatma kararı verecektir. Bunlardan biri de Sebilürreşad olacaktır. Akif, Mısır’a gitmek durumunda kalmış, Eşref Edib ise vatana ihanet suçlamasıyla Şark İstiklal Mahkemesi’nde idam talebiyle yargılanmaktadır.

‘Hey gidi günler’ dönemi

Milli Mücadele (mücahede) zaferle sona erip, Cumhuriyet ilan edilince yollar da ayrılmaya başlamıştı.

Takrir-i Sükûn Kanunu ile, Mehmed Akif ve Eşref Edib Fergan’ın çocuğu gibi büyüttüğü 17 yaşındaki Sebilürreşad kapatılmakla kalmamış, Akif’in kadim dostu Fergan tutuklanarak Şark İstiklal Mahkemeleri’nde idamla yargılanmıştı (1925).

Milli Mücadele’yi adeta örgütleyerek ‘Manevi cephenin mimarı’ olan Sebilürreşad’ın kapatılması Sahibi Eşref Edib’i ve Başyazarı Mehmed Akif’i derinden yaralamıştı. Bundan sonrası, Eşref Edib ve dostu Mehmed Akif için ‘Hey gidi günler’in başladığı dönem olacaktır artık..

Eşref Edib Fergan Şark İstiklal Mahkemesi günlerinde. (Sağ başta ayakta)

Sebilürreşad’ı kapatma hadisesinden 1 ay sonra polis önce Eşref Edib’i tutuklamış, ardından da, Sebilürreşad’ın yönetim yerini basmıştır.

İstiklal Mahkemeleri’nde Eşref Edib’i en fazla yaralayan ve mahcup eden soru Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya’dan, nam-ı diğer Kel Ali’den gelir; “Milli Harekat sırasındaki hizmetlerinizi anlatınız..?”
Bu soru karşısında oldukça mahcup olur Eşref Edib Bey, “Vatan ve millet yolunda yapılan hizmetleri söylemek yakışıksız olmaz mı efendim?” der. Mahkeme başkanı ısrar edince de; Yunanlılar’ın Anadolu sahiline ilk asker çıkarması üzerine, Mehmed Akif’le yaptıkları Balıkesir çıkarmasını, Kastamonu’da yaptıklarını, Mehmed Akif’le verdikleri mücadeleleri, şimdi kapatılan Sebilürreşad’ın o zaman cephelerde askere nasıl dağıtıldığını, ezile büzüle anlatmak zorunda kalır.
Ankara’daki duruşmadan iki gün sonra da Eşref Edib Fergan, Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Eskişehir ve Adana üzerinden Gaziantep’e gönderilir. Günlerce süren Adana, Antep yolculuğunun ardından, Urfa cezaevinde sabahladıktan sonra bu kez sıra Diyarbakır’dadır. Diyarbakır Cezaevi’nde bir hafta kaldıktan sonra mahkemeyle birlikte
El-Aziz’e (Elazığ) hareket edilecektir.

Bu şiirle size meydan okuyorum

El Aziz’deki manzara ise gazeteciler için daha korkunçtur.. İnsanlar kafileler halinde mahkemeye getirilmekte, her sabah kurulan darağaçlarında infazlar gerçekleşmektedir. Günler sonra, jandarma eşliğinde 10 gazeteci mahkemeye çıkarılır. Sıra Eşref Edib’e geldiğinde nefesler tutulmuş, dikkatler zirve yapmıştır. Zira en ağır suçlama Sebilürreşad’a yöneliktir ve mahkeme üyelerine göre, Şeyh Said kendisini isyana teşvik eden hadiseleri Sebilürreşad’da okuduğunu söylemiştir. Eşref Edib manzarayı anlatırken şunları yazıyor: “Bizlere verilecek hüküm kararlaştırılmış. Ali Saib bunu gizlemeye bile lüzum görmüyor. Diğer gazetecilere verilecek hükümler de malum. Onlar şuraya buraya sürgün ile canlarını kurtarabiliyorlar. Velid Ebuzziya bazen gözlerini bana dikiyor. Bir şey söylemeden uzun dakikalar dalıyor. Sonra gözlerinden yaşlar dökülüyor. “ (Sebilürreşad İstiklal Mahkemelerinde s. 106, 2005 İstanbul)

Tam 7 saat sürecek sorgulama başlamıştır. Tahsil hayatından, 17 yıl önce belirlenen ‘Sıratımüstakim’ isminin neden seçildiğine ve değiştirildiğine, hilafetin kaldırılması, medreselerin kapatılması gibi konularda ne düşündüğüne kadar bir yığın soru sorulur. Eşref Edib adeta gazetesinde çıkan her makalenin hesabını vermekle karşı karşıyadır. Edib, mahkemenin, Şeyh Said İsyanı’yla ilgili ısrarlı soruları karşısında oldukça çarpıcı savunmalarda bulunur. Çanakkale Savaşı’nda ‘sessiz kaldınız suçlaması ise Fergan’ı çileden çıkarır. Yolda Antepli bir okuyucusunun verdiği Sebilürreşad koleksiyonunu mahkeme huzurunda açan Eşref Edib, 39 dereceye çıkan hararetine rağmen, mahkeme üyesi Ali Saib’e hitaben şöyle seslenir: “İşte beyefendi, Çanakkale’de Allah’ü Ekber sadalarıyla bayram namazı kılan o kahraman Mehmetçiğe, Sebilürreşad böyle dünyalar durdukça yaşayacak muazzam bir abide dikmiştir. Sorarım size, muhterem hakimler, kahraman Mehmetçik için bundan daha yüksek bir şiir yazılmış mıdır? Şimdi bendeniz meydan okuyorum, bundan daha iyi bir abide yazmış veya yazacak varsa ortaya çıksın!..” . Dakikalarca süren şiir bitiğinde, mahkeme salonundaki dinleyiciler ağlamaya başlamıştır.

Eşref Edib Fergan Sebilürreşad’ın 50. yılında bu resmiyle okuyucularını selamlamıştı.

Eşref Edib Fergan 7 aylık yargılamanın ardından 14 Eylül 1925’te Şark İstiklal Mahkemesi’nce şartlı salıverilir. Bir daha gazetesini çıkaramayacaktır. Sebilürreşad’ın yaşayan yazarlarından Mehmed Şevket Eygi bu satırların yazarına Eşref Edib’i anlatırken şunları söylemişti: “Eşref Edib İstiklal Mahkemesi’nden canını zor kurtarmış bir kimse idi. Pekala Atıf Efendi (İskilipli) gibi asılabilirdi… Buna rağmen bence Eşref Edib yazabileceği, söyleyebileceği her şeyi söylemiştir..” (Yoldaki Çığır Belgeseli- 2012)

Ve yeniden SEBİLÜRREŞAD

1925’teki kapatılma ve İstiklal Mahkemeleri’ndeki yargılanmanın üzerinden uzun süre geçmiştir. Bu sürede Sebilürreşad’ın başta baş yazarı Mehmed Akif olmak üzere bazı yazarları vefat etmiş, Şemseddin Günaltay gibi bazıları da CHP iktidarında görevler almışlardır.

Eşref Edib Fergan, demokrasinin yeşerdiğini hissettiği Nisan 1948 tarihinde Sebilürreşad’ı yeniden çıkarmaya karar verecektir.

Sebilürreşad 22 yıl aradan sonra, Mayıs 1948’de “Siyasî, Dinî, İlmî, Edebî, Ahlakî Haftalık Mecmua” tanımlamasıyla yeniden çıkmaya başlar. Gazetenin çıkışı, “Yeniden Diriliş” olarak adlandırılacak, ilk sayısı da İstanbul’da Şaka Matbaası’nda basılacaktır. Sebilürreşad’ın ikinci döneminin bu ilk sayısı, Eşref Edib’in “Allah’ın İnayeti İle Sebilürreşad’a Başlıyoruz” başlıklı, ülkenin ve milletin geleceğine dair ümit dolu yazısıyla başlar.

Birinci dönemde (1908-1925) kısmen destekledikleri İttihat ve Terakki hakkında yeni dönemde (1948-1966) ciddi eleştiriler gazetede yer almaya başlarken, Sultan II. Abdülhamid’e de özlem ifadeleri kendini gösterecektir.

*1948 yılı Mayıs ayında yeni harflerle neşredilen Sebilürreşad’ın ilk sayısı Gazete, ‘Allah’ın İnayetiyle Sebilürreşad’a Başlıyoruz’ başlığı ile çıkmıştı.

Sebilürreşad’ın vedası ve sonrası

Yıllar geçmiş, tutuklamalar, uzun ve yorucu mücadeleler, hapisler, Eşref Edib’i hem yaşlandırmış hem de bıktırmıştır. İslamcı düşüncenin ilk ve en uzun soluklu yayın organı olan (58 yıl) Sebilürreşad, yayın hayatına 1966 yılında son vermek zorunda kalacaktır. Eşref Edib’in Sebilürreşad’daki son yazısı, Ağustos 1964 tarihli sayıdaki “İslam Devletinin İlk Anayasası” başlıklı makalesi olmuştur. Sebülürreşad, Şubat 1966 tarihinde 362. sayısıyla okuyucularına veda eder. Eşref Edib Fergan ise gazetesi kapandığında tam 84 yaşındadır…

“Belki bizim ömrümüz o güzel inkışaf günlerini görmeye müsait olmaz. Fakat zararı yok. Bizim vazifemiz son nefese kadar hak ve hakikat yolunda mücadelede devamdır. İnşallah bizden sonra gelenler, bu davayı yürütmekte devam ederler.” (Eşref Edib Fergan -1882-1971)

BASIN HAYATI: Sebilürreşad, gazeteci-yazar Fatih Bayhan’ın yönetiminde 14 Ağustos 2016’dan itibaren yeniden yayınlanmaya başlamıştır.

Yorum Ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın